<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Sohbet</title>
	<atom:link href="http://www.islamisohbet.tk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamisohbet.tk</link>
	<description>İslami Sohbet Odaları, Dini Sohbet Odaları</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 02:09:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Silahını Teslim Et Ona</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/silahini-teslim-et-ona.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/silahini-teslim-et-ona.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 02:09:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[Silahını Teslim Et Ona Ahzab Harbi&#8217;nde, hendek kazmaktan yorulan Sa&#8217;d bin Muaz (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in yanında oturmuş dinleniyordu. Bu esnada, toprak taşıyan Zeyd bin Sâbit (r.a.)&#8217;in çalıştığını görünce, ona işaret ederek; &#8216; Yâ Resûlellah, dedi, Allâh&#8217;a hamd olsun ki, bunun babası beni sağ bıraktı da, sana îmân etmek şerefini bana nasip eyledi. Buas günü, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Silahını Teslim Et Ona</p>
<p>Ahzab Harbi&#8217;nde, hendek kazmaktan yorulan Sa&#8217;d bin Muaz (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in yanında oturmuş dinleniyordu. Bu esnada, toprak taşıyan Zeyd bin Sâbit (r.a.)&#8217;in çalıştığını görünce, ona işaret ederek;</p>
<p>&#8216; Yâ Resûlellah, dedi, Allâh&#8217;a hamd olsun ki, bunun babası beni sağ bıraktı da, sana îmân etmek şerefini bana nasip eyledi. Buas günü, ben bunun babası Sâbit bin Dahhâk ile boğaz boğaza boğuşmuştum!</p>
<p>Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz,</p>
<p>&#8221; Fakat, onun bu oğlu, ne iyi çocuktur&#8217;, buyurdu.</p>
<p>Zeyd bin Sâbit (r.a.)&#8217;in bir ara gözlerini uyku bürüyüp kendisi uyuyakalmıştı. Kalkanı, oku, yayı ve kılıcı yanında olduğu halde, orada çalışmakta olan diğer Müslümanlar, onu hendeğin kenarında uyur bir halde bırakarak etrafı dolaşmaya gitmişlerdi. Bu esnada onun yanına gelen Umâre bin Hazm, şaka için, silâhını alıp saklamış, Zeyd bin Sâbit&#8217;in de bundan hiç haberi olmamıştı&#8230; Uyanıp silâhını bulamayınca da, heyecanlanmış ve korkmuştu! Resûlüllah Efendimiz bunu işitince, Zeyd&#8217;i çağırttı. Ona,</p>
<p>&#8221; Ey uykucu! Sen uykuya daldın, nihâyet silâhın da kaybolup gitti&#8217; buyurduktan sonra, &#8216;Bu çocuğun silâhının nerede olduğunu kim biliyor?&#8217; diye sordu.</p>
<p>Umâre bin Hazm,</p>
<p>&#8216; Yâ Resûlellah, ben biliyorum. Silah benim yanımdadır, dedi.</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz,</p>
<p>&#8221; Silâhını teslim et ona! buyurdu ve şaka yollu da olsa, Müslümanları korkutmayı veya onların herhangi bir şeyini alıp saklamayı yasakladı.</p>
<p>Kaynak: Fazilet Takvimi, 2000</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/silahini-teslim-et-ona.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ser de Gitti Sır da</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/ser-de-gitti-sir-da.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/ser-de-gitti-sir-da.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 01:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[Ser de Gitti Sır da Server Baba namında bir velinin yaşadığı zamanda devlet maliyesi çok sıkışık duruma düşer. Padişah şöhretini duyduğu veliye haber gönderir. Veli de bir miktar iksir tozu gönderir, bakır eritilen kazanlara atılmasını söyler. Yalnız aynı kazandan bir kepçe kendisine verilmesini ister. Kendisine verileni de fakirlikten şikayet eden dervişine aynen verir. Bir müddet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ser de Gitti Sır da</p>
<p>Server Baba namında bir velinin yaşadığı zamanda devlet maliyesi çok sıkışık duruma düşer. Padişah şöhretini duyduğu veliye haber gönderir. Veli de bir miktar iksir tozu gönderir, bakır eritilen kazanlara atılmasını söyler. Yalnız aynı kazandan bir kepçe kendisine verilmesini ister. Kendisine verileni de fakirlikten şikayet eden dervişine aynen verir.</p>
<p>Bir müddet sonra padişah bu sırrın kendisine öğretilmesini Server Baba&#8217;dan ister ve ısrar eder. Server Baba:<br />
-Bu mümkün değil, lakin bir kolayı var. Ben bu sırrı yazar dilimin altına koyarım. siz de beni idam eder alırsınız.</p>
<p>Başka çare yok.&#8221; der. idam edilir.</p>
<p>Dilinin altından alınan kağıtta sade şu söz yazılıdır:<br />
Ser verip sır vermeyen Server Baba.<br />
Eyvah ser de gitti sır da gitti.</p>
<p>(Server, sır verme demektir.)</p>
<p>Hatıratım, Ali Erol</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/ser-de-gitti-sir-da.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim ?</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/sen-mi-beni-sevdin-ben-mi-seni-sevdim.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/sen-mi-beni-sevdin-ben-mi-seni-sevdim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 01:47:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim? ALÂÜDDİN ATTÂR (K.S.) ANLATIYOR Şâh-ı Nakşibend hazreteleri beni kabul edince, kendilerini o kadar sevdim ki, sohbetlerinden ayrılamayacak hâle geldim. Bu halde iken, bir gün bana dönüp; &#8221; Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?&#8217; buyurdu. &#8216;İkrâm sâhibi zâtınız, âciz hizmetçisine iltifât etmelisiniz, hizmetçinizde sizi sevmelidir&#8217; diyerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?</p>
<p>ALÂÜDDİN ATTÂR (K.S.) ANLATIYOR</p>
<p>Şâh-ı Nakşibend hazreteleri beni kabul edince, kendilerini o kadar sevdim ki, sohbetlerinden ayrılamayacak hâle geldim. Bu halde iken, bir gün bana dönüp;</p>
<p>&#8221; Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?&#8217; buyurdu.</p>
<p>&#8216;İkrâm sâhibi zâtınız, âciz hizmetçisine iltifât etmelisiniz, hizmetçinizde sizi sevmelidir&#8217; diyerek cevap verdim. Bunun üzerine:</p>
<p>&#8221; Bir müddet bekle, işi anlarsın&#8217; buyurdu. Bir müddet sonra, kalbimde, onlara karşı muhabbetten eser kalmadı. O zaman; &#8216;Gördün mü; sevgi bizden midir, senden midir?&#8217; buyurdu. Beyt:</p>
<p>Eğer mâ&#8217;şûktan olmazsa muhabbet âşıka,</p>
<p>Âşığın uğraşması mâ&#8217;şûka kavuşturamaz aslâ!</p>
<p>Alıntı: Fazilet Takvimi 1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/sen-mi-beni-sevdin-ben-mi-seni-sevdim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selame &#8211; İlk Sözcü Kadın</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/selame-ilk-sozcu-kadin.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/selame-ilk-sozcu-kadin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 01:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=300</guid>
		<description><![CDATA[Selâme &#8211; İlk Sözcü Kadın Selâme, Resûl-ü Ekrem Efendimizin biricik oğlu İbrahim’in dadısı olan hanımın adıdır. Yani sahabe hanımlardan biridir. Hatta hanımların çekinip de soramadıkları bir çok sualleri gelip Selâme’ye söyleyerek sordurdukları da İmam-ı Malik’in naklettiği hadisten anlaşılmaktadır. Bir gün Resûlullah Efendimizin huzuruna gelen Selâme, rahatça sualini sorar: – Ya Resûlallah, sen hep erkeklere müjdeler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selâme &#8211; İlk Sözcü Kadın</p>
<p>Selâme, Resûl-ü Ekrem Efendimizin biricik oğlu İbrahim’in dadısı olan hanımın adıdır. Yani sahabe hanımlardan biridir. Hatta hanımların çekinip de soramadıkları bir çok sualleri gelip Selâme’ye söyleyerek sordurdukları da İmam-ı Malik’in naklettiği hadisten anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bir gün Resûlullah Efendimizin huzuruna gelen Selâme, rahatça sualini sorar:</p>
<p>– Ya Resûlallah, sen hep erkeklere müjdeler veriyor, hayırları erkeklerin yaptıklarını beyan buyuruyorsun. Kadınlara ise böyle müjdeler vermiyor, hayırlara onların da sahip olduklarını bildirmiyorsun?</p>
<p>Efendimiz tebessüm ederek dinlediği Selâme’ye şöyle mukabele eder:</p>
<p>– Ey Selâme, bunu sana yanlarında bulunduğun kadınlar mı söylediler?</p>
<p>Selâme çekinmeden cevap verir:</p>
<p>– Evet, onlar söylediler, ben de gelip arzettim.</p>
<p>Efendimiz buyurur ki:</p>
<p>– Ey Selâme, kadınlar erkeklerini razı ettiklerinde müjdeler alırlar.</p>
<p>Çocuklarına hamile olduklarında müjdeler alırlar.</p>
<p>Büyütme sırasında bakarken müjdeler alırlar.</p>
<p>Yani kadınlar kadınlığa mahsus hizmetleri yaparken, erkeklerin savaşa gitmelerinde, nöbet tutmalarında aldıkları büyük sevap müjdesini alırlar.</p>
<p>Yetmez mi bunlar kadınlara, razı olmazlar mı bu sevaplara?</p>
<p>Selâme’nin yüzünde bir sevinç, gözünde bir parıltı görülür bu sırada. Zira kadınlara beklediklerinden fazla müjdeyle dönmektedir artık.</p>
<p>* * * Denebilir ki, bu Selâme, saadet asrında hanımların Allah katındaki yüce mertebelerini açıklatan Selâme’dir. Şayet böyle bir suali sormasaydı, belki de hanımların hanımlığa mahsus hizmetlerinin erkeklerin erkeklere mahsus hizmetlerinden aşağı sevaba vesile olmadığını kimse meydana çıkaramayacaktı. Demek bu Selâme hanımlarında sözcüsü imiş.</p>
<p>Kaynak: Yeni aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/selame-ilk-sozcu-kadin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sebe Kraliçesi &#8211; Belkis</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/sebe-kralicesi-belkis.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/sebe-kralicesi-belkis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 01:41:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Süleymanın haberdarı olan Hüdhüd kuşu ona bir gün şöyle haber getirir: - Ben bugün şu ana kadar hiçbirimizin varlığından haberimiz olmadığı Sebe&#8217;yi gördüm onun kraliçesini gördüm. Büyüük mülkleri, geniş topraklar var. Ancak bunlar bu kadar dünyalığa rağmen Allah&#8217;ı bırakıp güneşe secde ediyorlar. Ne yaptıklarının farkında değiller. Hz.Süleyman bu durumdan rahatsız olur. Hemen o kraliçeye ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz.Süleymanın haberdarı olan Hüdhüd kuşu ona bir gün şöyle haber getirir:<br />
- Ben bugün şu ana kadar hiçbirimizin varlığından haberimiz olmadığı Sebe&#8217;yi gördüm onun kraliçesini gördüm. Büyüük mülkleri, geniş topraklar var. Ancak bunlar bu kadar dünyalığa rağmen Allah&#8217;ı bırakıp güneşe secde ediyorlar. Ne yaptıklarının farkında değiller.</p>
<p>Hz.Süleyman bu durumdan rahatsız olur. Hemen o kraliçeye ve kendi gibi Allah&#8217;a ortak koşan yöneticilerine bir mektup yazarak, hak yola, islama çağrıyor, yoksa ordularını sevk edeceğine değiniyor ve herşeyden önce ülkesine davet ediyordu. Kraliçe ülkesini akıllıca yönetiyor, acele kararların altına imza atmıyordu. Her şeyi ile mükemmeldi, sadece aklı ona Allah&#8217;ı bilmek ve sadece Allah&#8217;a ibadet etmek konusunda ihanet etmişti. Mektubu okuyunca öfkeye kapılmadı. Kendi başına bir karar almadı. Vezirlerine bu mektubu okuttu.</p>
<p>Bu mektup öyle sıradan bir mektup değildi. Zamanın en büyük kralından ve insanları Allah&#8217;a davet eden bir peygamberden gelmekteydi. Vezirler, güçlerinden, askerlerinden, teknojilerinin üstünlüğünden bahsetmeyue başladılar. Ancak bu konuda Kraliçe ikna olmayıp diğer yok olan krallıkları hatırlatıp, ülkenin ve halkının sonu olabileceğinide belirterek:</p>
<p>- Ben süleyman&#8217;a çok kıymetli hediyeler göndereceğim. Eğer bu hediyeleri kabul ederse, o gerçekten bir kraldır ve bu takdirde durmayın hemen ona savaş açın. Yok eğer hediyeleri kabul etmezse, bu takdirde o bir peygamberdir, o zaman hemen ona tabi olun!</p>
<p>Kraliçe, denemek içinHz.Süleyman&#8217; hediyeler gönderir. ancak Hz.Süleyman hediyelerine rağbet etmez, yüz çevirir.<br />
- Beni dünya malı ile etkilyeceğinizi mi sanıyorsunuz? Mallarınız da, şirkiniz da sizin olsun. Bana Allah tarfından verilen çok daha hayırlıdır. Durum ciddidir. Mesele davet ve itaat meselesidir, alışveriş meselesi değil.</p>
<p>Hz.Süleyman daha sonra orduları ile üzerlerine söyler. Heyet gelip durumu kraliçelerine anlatırlar. Analtılanları dinleyen Kraliçe ve halkı Hz.süleyman&#8217;a itaat ederler ve Hz.Süleyman&#8217;ı ziyaret etmek üzere Kraliçe yola koyulur.</p>
<p>Hz.Süleymanonalrın itaat etmiş oldukalrına çok sevinir ve Allah&#8217;a hamd ü senalar eder. Kraliçeye Allah&#8217;ın mücizelerinden birini göstermek isterki bu mucize ile Kraliçe Allah&#8217;ın güç ve kuvvetine, Hz.Süleyman&#8217;a vermiş olduğu nimetlere daha fazla delalet etsin. Bunun için, kraliçenin kuvvetli ve emin ellere teslim ettiği tahtını, o gelmeden önce getirmek istedi. Bu isteği yerine geldi ve mucize gerçekleşmiş oldu. Bu arada tahtın bazı detayda kalan özelliklerininde değişmesin emretti, emri yerine getirildi.</p>
<p>Hz.Süleyman insanlardan ve cinlerden olan ustalara camdan büyük bir saray yapmalarını emretti, onlarda yaptılar, altından su akıttılar. Durumu bilmeyen herkes her tarafın su olduğunu sanırdı. Oysa su ile nehrin arasında cam vardı. Kraliçe Belkis onu gördüğünde, hiç kuşkusuz onu su zannedip, eteklerini sıyıracaktı. İşte o zaman da hatası ortaya çıkacak, bakışının kusurlu olduğu ve dış görünüşün kendisini aldattığını idrak edecekti. Bu yöntem bin delil getirmekten daha tesirliydi.</p>
<p>Evet, öyle de oldu. Belkis, onca aklı ve zekasına rağmen beklenen hataya düştü. Salonun döşemesinin cam değil akan bir su olduğunu sanarak eteklerini topladı ve öylece suya adım atmak istedi. Bu arada Hz.Süleyman kendisini hemen uyardı:<br />
- Bu, pürüzsüz bir camdır sadece&#8230;<br />
O anda kraliçenin gözündeki perde kalktı ve dış görünüşe alkdama hususundaki cehaletini anladı. Güneşe ibadet atmekle hata yaptığını idrak etti ve:<br />
- Süleyman&#8217;la beraber alemlerin rabbi olan Allah&#8217;a teslim oldum, dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/sebe-kralicesi-belkis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarhoş ve Müezzin</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/sarhos-ve-muezzin.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/sarhos-ve-muezzin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 23:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=296</guid>
		<description><![CDATA[Sarhoş ve Müezzin Sarhoş&#8217;un biri, şarabın tesiriyle bir camiye girer ve dua etmeye başlar: - Yarabbi! Beni Cennetine koy, bana köşklerini ver, bana kevseri ver, bana hürülerine ver&#8230; Bu yakarmaları işiten müezzin, sarhoşun yakasından tutarak: - Ey akıldan, dinden gafil, senin camide işin ne? Sen ne yaptın ki, Allah&#8217;tan hem de bu sarhoş halinle dilyorsun? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sarhoş ve Müezzin</p>
<p>Sarhoş&#8217;un biri, şarabın tesiriyle bir camiye girer ve dua etmeye başlar:<br />
- Yarabbi! Beni Cennetine koy, bana köşklerini ver, bana kevseri ver, bana hürülerine ver&#8230;<br />
Bu yakarmaları işiten müezzin, sarhoşun yakasından tutarak:<br />
- Ey akıldan, dinden gafil, senin camide işin ne? Sen ne yaptın ki, Allah&#8217;tan hem de bu sarhoş halinle dilyorsun? Hiç yakışıyormu?<br />
Sarhoş bu sözleri işitince başlar ağlamaya ve:<br />
- Müezzin efendi, müezzin efendi&#8230; ben sarhoşum, yakamdan elini çek, bana ilişme, dokunma bana, inciştme beni, kırma kalbimi. Unutma, bilmiyorsan bil. Cenab-ı Hakk&#8217;ın rahmetinden lütfundan günahkar kullarıda ümitlenir. Benim sana sözüm yok, ben senden mi isityorum. Tevbe kapısı açıktır. En büyük yardımcı Allah&#8217;dır. O öyle lütuf sahibidirki, O&#8217;nun lütfunun, rahmetinin büyüklüğüğ yanında kendi günahımı büyük görmeye utanıyor, günahıma büyüklük veremiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/sarhos-ve-muezzin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadece Kuşları Değil</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/sadece-kuslari-degil.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/sadece-kuslari-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 12:57:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[Sadece Kuşları Değil Şeyhulislâm Zenbilli Ali Efendi (rh.), zamanın en büyük âlimlerindendi. Herkes tarafından sevilir ve sayılırdı. Sık sık tertip ettiği sohbet toplantıları çok samimi bir hava içinde geçerdi. Her sohbeti ayrı bir güzellikte olur, dinleyenleri coştururdu. Bir yaz günüydü. Hava oldukça sıcaktı. Zenbilli Ali Efendi&#8217;nin evinin arka kısmındaki bahçede, ateş gülleri arasında sohbete oturulmuştu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Kuşları Değil</p>
<p>Şeyhulislâm Zenbilli Ali Efendi (rh.), zamanın en büyük âlimlerindendi. Herkes tarafından sevilir ve sayılırdı. Sık sık tertip ettiği sohbet toplantıları çok samimi bir hava içinde geçerdi. Her sohbeti ayrı bir güzellikte olur, dinleyenleri coştururdu.</p>
<p>Bir yaz günüydü. Hava oldukça sıcaktı. Zenbilli Ali Efendi&#8217;nin evinin arka kısmındaki bahçede, ateş gülleri arasında sohbete oturulmuştu. Bir ara söz canlı cinslerine gelip dayandı. Hocanın, yakın arkadaşlarından biri ile aralarında şöyle bir diyalog geçti:</p>
<p>-Hocam, en çok hangi kuşları seversiniz?<br />
- Ben sadece kuşları değil, bütün hayvanları fazlasıyla severim.<br />
- Peki hocam, insanlarla alâkalı ne düşünüyorsunuz?<br />
-İnsanları da severim; ama hepsini değil. Hayvanların hepsi sevilmeye lâyık oldukları halde, insanların hepsi sevilmeye lâyık değildir. Bazı insanlar davranışlarıyla hayvanlardan daha aşağı düşerler.<br />
- Sizce insan mı hayvandan üstün, yoksa hayvan mı insandan?<br />
- İnsanlar hayvandan üstün yaratık olmalarına rağmen, hayvanların da insandan üstün tarafları vardır. Meselâ onların içinde hiçbir müşrik ve münkir, hiçbir yalancı-dolandırıcı ve sahtekâr yoktur!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/sadece-kuslari-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rabia Köle Olamaz</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/rabia-kole-olamaz.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/rabia-kole-olamaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 12:19:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=292</guid>
		<description><![CDATA[Rabia Köle Olamaz Râbia-tül Adeviyye biraz büyümüştü. Annesi ve babası vefât etti. Üstelik, Basra&#8217;da kıtlık ve fevkalâde pahalılık vardı. Bu hengâmede Râbia&#8217;nın ablaları dağıldılar. Kimsesiz kalan Râbia&#8217;yı zâlim bir kimse yakaladı ve hizmetçi olarak iş gördürdü. Sonra da köle olarak altı gümüş karşılığı bir ihtiyara sattı. O ihtiyarın hizmetçisi olarak, gösterilen zor işleri sabırla yapmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rabia Köle Olamaz</p>
<p>Râbia-tül Adeviyye biraz büyümüştü. Annesi ve babası vefât etti. Üstelik, Basra&#8217;da kıtlık ve fevkalâde pahalılık vardı. Bu hengâmede Râbia&#8217;nın ablaları dağıldılar. Kimsesiz kalan Râbia&#8217;yı zâlim bir kimse yakaladı ve hizmetçi olarak iş gördürdü. Sonra da köle olarak altı gümüş karşılığı bir ihtiyara sattı. O ihtiyarın hizmetçisi olarak, gösterilen zor işleri sabırla yapmaya çalışıyordu. Çok sıkıntılı günler geçirdi. Çok zahmetler çekti, fakat isyân etmedi. Allahü teâlânın takdirine râzı oldu. Edebi fevkalâde idi.</p>
<p>Bir gün karşısına bir nâmahrem, yabancı çıktı. Ondan sakınayım diye hızla giderken düşüp kolu kırıldı. Acz ve kırıklık içinde, mahzûn olmuş bir kalb ile Allahü teâlâya yalvardı.</p>
<p>&#8220;Yâ Rabbî! Garib ve kimsesizim. Yetim ve öksüzüm. Köle edildim. Bir de kolum kırıldı. Lâkin ben bunların hiç birine üzülmüyor, yalnız senin rızânı istiyorum. Benden râzı olup olmadığını da bilmiyorum&#8221; dedi.</p>
<p>Bu sırada bir ses duydu.<br />
&#8220;Üzülme, sen âhirette meleklerin bile imreneceği bir makamda bulunacaksın.&#8221; diyordu.</p>
<p>Râbia tekrar efendisinin evine döndü. Günlük hizmetleri yerine getirir, akşama kadar ayakta dururdu. Bununla beraber her gün oruçlu olur, geceleri de Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle geçirirdi. Bir gece efendisi uyandığında Râbia&#8217;nın odasından sesler geldiğini işitti. Pencereden bakınca, Râbia&#8217;nın, secde ettiğini, Allahü teâlâya şöyle yalvardığını duydu. Diyordu ki:</p>
<p>&#8220;Ey Rabbim! Benim arzumun senin emrine uymak olduğunu biliyorsun. Benim saâdetim senin huzûrunda bulunmaktır. Eğer elimden gelse, sana ibâdetten, bir ân geri kalmam. Fakat ev sâhibimin hizmetinde bulunduğum için ona hizmet ediyorum ve sana gereği gibi ibâdet edemiyorum&#8230;&#8221;</p>
<p>Ev sâhibi, bunları duydu. Ayrıca, Râbia&#8217;nın başı üstünde bir kandil bulunduğunu, kandilin bir yere asılı olmadan havada durduğunu, odanın o kandilin nûru ile aydınlandığını gördü ve hayretten dona kaldı.<br />
&#8220;Artık Râbia köle olamaz!&#8221; diyordu.</p>
<p>Sabaha kadar uyuyamadı. Sabah olunca hemen Râbia&#8217;yı çağırdı ve dedi ki:<br />
&#8220;Artık serbestsin. Dilediğini yap. Ama burada kalırsan ben sana hizmet ederim.&#8221;<br />
Râbia;<br />
&#8220;Gideyim.&#8221; dedi.<br />
Oradan ayrılıp küçük bir eve yerleşti. Bütün vakitlerini ibâdetle geçirir, bir gün ve gecesinde bin rekat namaz kılardı. Kefenini dâimâ yanında taşır, namaz kılacağı zaman onu serer, üzerine secde ederdi. Kefeni yanında olmadan gezdiğini, kefenini beraberine almadan konuştuğunu kimse görmedi. Süfyân-ı Sevrî ve Hasan-ı Basrî, ondan feyz alırlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/rabia-kole-olamaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber İsen Mucize Gösterirsin</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/peygamber-isen-mucize-gosterirsin.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/peygamber-isen-mucize-gosterirsin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 04:02:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber İsen Mucize Gösterirsin Hazret-i Ebû Bekr önceleri tüccâr idi. Sefer ve ticâret yapardı. Ekserî Şâma giderdi. Seferde iken, bir gece rü&#8217;yâ gördü ki, gökden ay inip, kucağına girdi. Ebû Bekr, iki eliyle onu kucakladı ve sînesine basdı. Uyandı. Yemlîhâ adında meşhûr bir râhib var idi. Ona varıp, rü&#8217;yâsını ta&#8217;bîr etdirdi. Râhib dedi ki, - [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber İsen Mucize Gösterirsin</p>
<p>Hazret-i Ebû Bekr önceleri tüccâr idi. Sefer ve ticâret yapardı. Ekserî Şâma giderdi. Seferde iken, bir gece rü&#8217;yâ gördü ki, gökden ay inip, kucağına girdi. Ebû Bekr, iki eliyle onu kucakladı ve sînesine basdı. Uyandı. Yemlîhâ adında meşhûr bir râhib var idi. Ona varıp, rü&#8217;yâsını ta&#8217;bîr etdirdi. Râhib dedi ki,<br />
- Sen nerelisin?<br />
Ebû Bekr dedi;<br />
- Arz-ı Hicâzdanım.<br />
Tekrâr sordu:<br />
- Ne iş yaparsın.<br />
Ebû Bekr,<br />
- Tüccârım, dedi.<br />
Râhib dedi ki,<br />
- Yâ Arabistanlı kişi. Bu rü&#8217;yâda, sana büyük müjdeler vardır. Ta&#8217;bîrini ister isen, ücretini ver, dedi.<br />
Ebû Bekr &#8216;radıyallahü anh&#8217; oniki dînâr çıkarıp, verdi.<br />
Râhib dedi ki:<br />
- O ay ki, gökden sana indi. Âhır zemân Peygamberidir. Yakınlarda zuhûr edecekdir. Sen Onun hayâtında iken vezîri olursun. Sonra halîfesi olursun. Yâ Arabistanlı kişi. Eğer ben sağ iken, Ona yetişir isen, bana haber ver. Ona varıp, buluşayım. Eğer ben dünyâdan gitmiş isem, selâmımı ona ulaşdırırsın. Ben Onun dînine girdim ve ümmetinden oldum. Beni âhıretde şefâ&#8217;atinden unutmasın.<br />
Hazret-i Ebû Bekr &#8216;radıyallahü teâlâ anh&#8217;,<br />
- Bana bir mektûb ver, dedi.<br />
Râhib, oniki satır bir mektûb yazıp, Ebû Bekre &#8216;radıyallahü anh&#8217; verdi. O mektûbun mevzû&#8217;u şu idi.<br />
(Esselâmü aleyke yâ Muhammed bin Abdüllah el Mekkî el Medenî el tehamî, salevâtullahi teâlâ aleyke ve selleme. Hakîkaten sen âhır zemân Peygamberisin! Ve Rabbilâlemînin Resûlisin. Bu mektûbu Ebû Bekr bin Ebû Kuhâfe ile sana gönderdim. Ma&#8217;lûm ola ki, ben sana îmân getirdim ve sana ümmet oldum. Ebû Bekr bana gelip, rü&#8217;yâsını ta&#8217;bîr etdirdi. O rü&#8217;yâ delâlet eder ki, Ebû Bekr senin vezîrin olur, sonra halîfen olur. Eğer ben sağ olup, hazretine yetişirsem, gelip önünde gâzâ ve cihâd ederim. Eğer yetişmezsem, âhıretde beni şefâ&#8217;atinden unutmayasın) diye mektûbu temâm etmişdir.<br />
Hazret-i Ebû Bekr &#8216;radıyallahü anh&#8217;; ey rü&#8217;yâyı ta&#8217;bîr eden kişiye:<br />
- Eğer ta&#8217;bîr etdiğin gibi olursa, yüz altın dahi bende senin emânetin olsun, dedi.<br />
Şâm seferini bitirip, Mekkeye geldi. Bu hâdiseden oniki sene geçdi. Hak sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Muhammede &#8216;sallallahü aleyhi ve sellem&#8217; vahy eyledi. Bir gece o büyük Peygamber, Ebû Kubeys dağına çıkıp, gece yarısında dedi ki: Allahü teâlâya da&#8217;vet edenin da&#8217;vetini kabûl ediniz. Lâ ilâhe illallah, deyiniz. Ebû Bekr, serîr üstünde yatıyordu. Söylenilenleri işitdi. Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah. Birkaç gün sonra, Mekke sokaklarında, hazret-i Resûlullah &#8216;sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem&#8217; ile buluşdu.<br />
Hazret-i Fahr-i âlem ona dedi ki:<br />
- Ne olaydı, islâma geleydin.<br />
Ebû Bekr &#8216;radıyallahü teâlâ anh&#8217; dedi ki:<br />
- Yâ Muhammed &#8216;sallallahü aleyhi ve sellem&#8217;! Peygamber isen mu&#8217;cize gösteresin.<br />
Hazret-i Resûl-i ekrem &#8216;sallallahü aleyhi ve sellem&#8217;, Ebû Bekrin göğsüne mubârek ellerini dayayıp, şöyle dıvâra yaslayıp, dedi ki,<br />
- Sana o mu&#8217;cize yetmez mi ki, o rü&#8217;yâyı gördün. Yemlîhâ râhibe ta&#8217;bîr etdirdin. O zemândan on iki yıl geçdi. Ta&#8217;bîr edene on iki dînâr verdin ve yüz dînâr dahâ va&#8217;d etdin. Rü&#8217;yâyı ta&#8217;bîr eden, on iki satır bir mektûb yazıp, sana emânet verdi. Bunları bir-bir görüp, muttalî olup, mektûbda yazılan şudur, şudur deyip, takrîr buyurdular.<br />
Ebû Bekr &#8216;radıyallahü teâlâ anh&#8217; işitip, parmak kaldırıp,<br />
- (Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah). Ya&#8217;nî sen, o Peygambersin ki, Yemlîhâ râhib senden haber verdi, dedi.</p>
<p>Kaynak: Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/peygamber-isen-mucize-gosterirsin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Padişah ve Genç</title>
		<link>http://www.islamisohbet.tk/padisah-ve-genc.html</link>
		<comments>http://www.islamisohbet.tk/padisah-ve-genc.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 22:21:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisohbet.tk/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[Padişah ve Genç Olay Peygamberimizden çok önce gçer. Zamanın birinde insanların kendisine taptığı bir padişah ve onunda bir sihirbazı vardı. Sihirbaz bir gün: - Padişahım, artık ihtiyarladım. Bana bir genç verseniz de ona sihir öğretsem. Padişah ona bir genç buldurur ve yollar. Gençin eviyle sihirbazın evi arasında bir rahip yaşamaktadır. Genç zamanla ona da uğramaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Padişah ve Genç</p>
<p>Olay Peygamberimizden çok önce gçer. Zamanın birinde insanların kendisine taptığı bir padişah ve onunda bir sihirbazı vardı. Sihirbaz bir gün:<br />
- Padişahım, artık ihtiyarladım. Bana bir genç verseniz de ona sihir öğretsem.<br />
Padişah ona bir genç buldurur ve yollar. Gençin eviyle sihirbazın evi arasında bir rahip yaşamaktadır. Genç zamanla ona da uğramaya başlar. Sohbetederler. Rahibin anlattığı hoşuna gider ve arkadaşlıkları devam eder ve genç onun dinine girer. O&#8217;nunla beraber olduğu müddetçe zamanın nasıl geçtiğini anlamaz ve dolayısıyla hep geç kalır. Sihirbaz da kızar, kızmakla kalmaz dövmeye de başlar.<br />
Genç durumu sonunda rahibe de iletir.Rahip:<br />
- Sihirbazdan korktuğunda, &#8220;Evimizdekiler alıkoydu&#8221;, ailenden çekindiğin zamanda &#8220;Sihirbaz bırakmadı&#8221; dersin. Bu hal üzerine epeyi zaman gidip gelir genç. Bir gün önünü yırtıcı bir hayvan keser ve kendi kendine:<br />
- Sihirbaz mı daha üstün, yoksa rahipmi bugün öğreneceğim.<br />
Bir taş alır ve:-<br />
- Ya Allah, ihtiyarın işi, sana sihirbazın işinden sevimli ise şu hayvanı öldürüver, der. Taşı atar ve vahşi hayvan ölür. Durumu olduğu gibi rahibe anlatır. Rahip:<br />
- Bugün sen benden üstün haldesin. Eğer bir belaya uğrasan, benim ismimi söyleme..</p>
<p>Delikanlı bir çok hastalığa şifa verir hale gelir, körlerin gözlerini açar. Padişahın kör bir arkadaşı da bunu duyar ve bir çok hediyeyle beraber gencin yanına gelerek:<br />
- Gözlerimi açarsan, bu hediyelerin hepsi senindir, der. Delikanlı:<br />
- Ben kimseye şifa veremem. Şifayı ancak Allah verir. Eğer Allah&#8217;a iman edersen, Allah&#8217;a dua ederim, O da sana şifa verir.<br />
Hasta derhal iman eder. Gözleri açılır. O sevinçle hemen padişahın yanına gider. Padişah sorar:<br />
- Gözlerinin görmesini kim sağladı?<br />
- Rabbim.<br />
- Senin benden başka bir Rabbin mi var?<br />
- Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah&#8217;tır.<br />
Hükümdar kızar, işin aslını öğrenen, delikanlının ismini alana kadar işkence ettirir. Genç hemen huzura getirilir. Padişah:<br />
- Sihrin körleri bile iyileştirecek seviyeye ulaşmış, herkese şifa veriyormuşsun.<br />
- Ben hiçbir derde şifa veremem, şifayı anacak Allah verir.<br />
Padişah, delikanlıya da rahibin ismini verinceye kadar işkence eder. Rahip huzura getirilir. Padişah:<br />
- Dininden dön.<br />
Rahip de teklifi rededer. Derhal başı kesilir. Delikanlı getirilir, &#8220;Diniden dön&#8221; teklifini rededer. Padişah onu yakın adamlarına vererek:<br />
- Onu falan dağa götürün, dağın tepesine çıkarın, dininden dönerse serbest bırakın, yoksa aşağı atın, der.<br />
Yola girerler. Uzun ve yorucu bir günün sonunda dağın tepesine ulaşırlar. Genç:<br />
- Allahım, nasıl dilersen beni onlara karşı sen koru, diye dua eder.<br />
Dağ sarsılır. Delikanlının dışında hapsi yuvarlanıp gider. Delikanlı döner Padişaha gelir. Hükümdar sorar:<br />
- Seninle beraber gidenlere ne oldu?<br />
- Allah beni onlara karşı korudu.<br />
Padişah bu sefer onu bir başka gruba teslim etti ve:<br />
- Bunu bir gemiye bindirin, denizin ortasına getirin ayağına taş bağlayın, dininden dönerse serbest bırakın, yoksa denize atın, der.<br />
Genç:<br />
- Allahım, nasıl dilersen beni onlara karşı sen koru, diye dua eder.<br />
Gemi onlarla beraber alt üst olur. Delikanlının dışında hepsi boğulur. Döner. Padişah:<br />
- Seninle beraber gidenlere ne oldu?<br />
- Allah beni onlara karşı korudu. Sana emrettiğimi yapmadıkça beni öldüremezsin.<br />
- Nedir o?<br />
- Halkı, geniş bir meydana toplayacaksın, beni de hurma dalına asacaksın. Sonra ok torbamdan bir ok al, yayın tam ortasına yerleştir, daha sonra bağırarak &#8220;Delikanlının Rabbi olan Allah&#8217;ın adı ile&#8221; de, sonra at. Sen, böyle yaptığın takdirde beni öldürebilirsin, dedi.</p>
<p>Halk meydana toplanır. Denildiği şekilde yapılır. Ok atılır. Delikanlı ruhunu teslim eder. bütün bunlara şahit olan halk:<br />
- Delikanlının Rabbine iman ettik, derler.<br />
Padişahın adamları gelerek:<br />
- Çekindiğin oldu, halk iman etti. Padişah:<br />
- Hemen hendekler açın. İçinde ateşler yakın. Kim dininden dönmezse ateşe atın.<br />
Emir yerine getirilir. Sonunda kucağında çocuğu ile birlikte bir kadın gelir, ateşe düşmemek için bir an durur, sendeler.<br />
Kucağındaki çocuk dile gelir:<br />
- Ey anneciğim sabret. Çünkü hak din üzerinesin.<br />
&#8230;ve çocuğun konuşmasıyla beraber&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisohbet.tk/padisah-ve-genc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

